TOPAL KARGA
Bazı insanlar perdelerin arkasında baharı bekler; bazı insanlar da sürgün veren dalları, güzel kokulu tomurcukları, gözümüzü kapatıp yüzümüzü masmavi gökyüzüne çevirmeye sebep ılık güneş ışığını, arada bir birbirimizi dürtüp “Şuradaki Atatürk silüetini sen de görüyor musun?” dediğimiz bulutları ve olsa olsa güneşli bir Nisan sabahına ait olabilecek her şeyi halledermişiz hissini koltuğunun altına sıkıştırıp baharı kendisi getirir. İşte dedem de onlardan biri.
Var olan her
şeyi güzelleştirmeye, etrafındaki herkesi iyileştirmeye mutlaka bir bahane
bulur dedem. Hiç üşenmez. Her gün elma yemen gerekirse sıkılma diye elmayı 40 kılığa sokar. Yere bir kutu toplu iğne dökülse, Mary Poppins’in
çantası gibi en büyük mıknatıs onun bagajından çıkar. Asık suratlı doktorların
bile neşeyle onay vereceği adetleri
vardır. Sabahları İsveç jimnastiği yapmak, ödem atmak için çorbayı kaynatırken
üzerine bir demet maydonoz bırakmak, duşa girmeden kocaman bir bardak su içmek,
kırk su yıkamaya hiç üşenmediği için sık sık semizotu tüketmek, öğlenleri 20
dakika Da Vinci uykusu uyumak... Cebinde daima şeftali kesmekten şarap açmaya, kötü
kalpli düşmanları savuşturmaktan kıymık çıkarmaya kadar her işe yarayacak bir
çakısı bulunur. Öyle ki “Bu yol kapalı abi, eşlik edip sizi ana yola çıkartayım”
diyen kötü kalpli düşmanlara karşı savaşmak konusunda şeftali kesecekmiş gibi de
cesurdur. Keza daha kendisi bile küçücükken babaanneme olan aşkı için her
şeyden vazgeçip, kapıyı vurup çıkıp gidecek kadar da…
30 yaşındaki
çocuk aklımda bile kocaman bir lunaparkın sahibi dedem sanki. Tek eliyle balerinin
eteklerini savurup, gondolu yüreğini hoplatacak kadar yükseğe sallayıp, top
atma oyununda bütün ayıları bana kazandırabilir. Bulut gibi pamuk şekerlerin en güzel
renklisi hep bizimdir, hani Mayıs akşamı deniz kenarında güneş batıyormuş gibi
olanlardan. Coca Cola’nın CEO’sunu hayrete düşürecek kadar lezzetli kolalar
içtik park dönüşlerinde, hem de kaç sefer... İçilmeyecek kadar sıcak ama kendi
yasakladığı halde sırf bana o günü bayram etmek için arabanın bagajında taşıyıp,
dönüşte aniden ortaya çıkardığı kolalar. Hele o gün bir de topal kargayı
gördüysek değmeyin keyfimize, artık evimize dönebiliriz.
İnsan kendi beğenmese
bile kaşlarının kalınlaşmasından, saçlarının koyulmasından muhteşem bi sevinç
duyar dedemleyken. Çünkü kalın kaşlar, koyu renk gür saçlar babaannemdir ve onu
hep mutlu eder. Avuçları kırmızı, küt elleriyle saçlarına iyice bastırarak,
biraz da özenle yukarıya taradığın kaşlarının şeklini bozarak beğendiğini o
kadar güzel belli eder ki kendini görmesen bile hayran kalırsın. Öyle
zamanlarda aynaya bakmaktan çok dedeme baktığı için mutlu olur insan. Zaten
aynaya bakmaktan çok karşındakine bakarak mutlu olmak, onun bize öğrettiği milyon tane güzel şeyden biridir. Aynı hareketi seninle ilgili gurur duyduğu bir konudan bahsederken de
yapar. Elini saçına her bastırışında sadece ikinizin okuduğu kutsal bir kitaba da
el basar sanki senin ne kadar doğru şeyler yaptığınla ilgili. Kendine dair bütün
şüphelerini iz bırakmayan bir etiket gibi söker alır sol tarafına yakın bi yerden.
Bazen de karakterine tastamam ama jenerasyonuna son derece ters bir açıksözlülükle
dile getirir sevgisini. Sen der, benim yaşam sevincimsin; kendinin çoğu sevincin
öznesi olduğunu belki yeteri kadar bilmeden. O varken yaşamak daha hafif bir
şeydir.
Dedem hayatta
en çok uçmaktan korktu ama sonunda bulutları merak etmiş olacak ki uçmak için
kocaman kanatlar çıkardı. Koltuğunun altında kaç kişiye kaç bahar getirdi
bilmem ama giderken de her mevsimden biraz götürdü yanında, en çok da rengi
parlak olanlardan…
Yorumlar
Yorum Gönder